11 Ağustos 2010 Çarşamba

'Bu kadar kolay ve bu kadar imkânsız...' mı?

***
''Sabah olunca yeniden, bir domates koparsan dalından, biber acı çıksa of of of yansan, salatalığın kokusu eline bulaşsa ve kabuğunu alnına yapıştırsan, peynir sürprizini yapsa, nasıl güzel nasıl... Simit olsa, sıcak olsa namussuz, çok yesen. Böyle işte çay da kendince dünyanın en güzel çayı gibi olsa... İyi bir gün daha geçirsen yani. Yani sadece insanca bir gün daha. İnsana yakışan cinsten bir tek gün daha...
İyi olursun. Bahse girerim daha iyi bir insan olursun.
***
Bir de benim güzel kardeşim, düşünsene, bu memlekette herkese böyle birkaç gün verilse... Böyle birkaç güne şükredebilecek sükûnet ve neşe... Düşünsene arkadaş, ne biçim yaşardık... İnsan gibi, insana yakıştığı gibi. Büyük bir sofrada beraber efkârlanıp sonra hep beraber gülen insanlar gibi... Şimdi bu fikir, bu hayal, senin gözünü doldurmuyor mu benim kardeşim? Benimkileri dolduruyor işte. Bu kadar kolay olmasına ve bu kadar imkânsız...''


Son iki paragrafını alıntıladığım Ece Temelkuran yazısı. Tamamı

Bu kadar mı güzel anlatılır arkadaş? Sadece hislerimin değil tüm benliğimin tercümanı olmuş yine Ece Temelkuran, yine biraz beynimden çokça kalbimden vurmuş beni.

Sahi biz ne zaman ne biçim yaşamaya başlayacağız? ve biz ne zaman yarın ölecekmiş gibi yaşamayı becereceğiz? beklediğiniz gong sesi, hiç gelmeyebilir. o zaman dilimize kuvvet deyip, ıslık çalmalıyız. ama ne olursa olsun, çok da geç kalmamalıyız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder