Ezan dinlemek istiyorsan camiye git mantalitesi, sinema
kimliği edinilmesinin öz kültür unsurlarıyla mümkün kılınabileceğinden ve
Yılmaz Erdoğan'ın sözünü ettiği ezan sesinin dinin ötesinde en bilindik kültürel
sembollerden biri olduğundan ne anlayabilir? Türkiye, Türk
kültürü ve İstanbul deyince, camiileri nasıl görmezden gelebilirsiniz? Ezan
sesi hiçbir filmde duyulmamış değil zaten bu sembolik ve çoğaltılabilir bi örnek.Ayrıca yönetmen
kimliği ile sinema kimliği birbirinden farklı şeyler.Birincisini kendi içinde
kemikleştirmiş birçok iyi Türk yönetmen mevcut, başta Zeki Demirkubuz, Fatih
Akın gibi.İkincisindeyse Yılmaz Erdoğan’a hak veriyorum, Avrupa sineması,
Arjantin sineması, Kore sineması…Onun bahsettiği İran sineması, daha iyi bir
Türk sineması yaratılabilir öz değerlerle.Üretilince en çok bizden olanı
severken, fikir aşamasında saldırmak niye?
‘’Bir yabancı buraya
geldiğinde mutlaka bir İstanbul sabahı uyanıp ezanı çeker. Sen de Batıcı kafalı
biri isen ‘bunlar da bizi böyle gösteriyor’ dersin. Yerelliğin bir numaralı
şeyi din. Gelişim olarak materyalist bir kampın ağırlığı söz konusu. Buradaki
materyalizmin bizdeki karşılığı laikliktir. Bu iş din eşittir yobazlık
denklemine kadar gitti.’’
Tamamına katıldığım
nokta ki asla böyle bir şey yok.
Yılmaz Erdoğan’a
gelince…Bu ne perhiz, ne lahana turşusu serzenişine de katılamıyorum yaptığı
sinemamız üzerine bi tespit ve ettiklerle, yaptıklarla bitirilmiş cümleler.Kendi filmlerinde kullandığı figürler Batı tesirinin ötesine geçememiş
olabilir –ille de Noel baba- ama bunu inkar edeceğini sanmıyorum.Aynı zamanda
bi özeleştiri.
Ne zamanki
karşıtlıkları düşmanlık boyutunda yaşamayı bırakıp birbirimizi anlamaya
çalışırız belki o zaman birilerini söyledikleri/söylemedikleri üzerinden linç
etmekten de vazgeçmiş oluruz.